18 Nisan 2015 Cumartesi

KEÇE NASIL YAPILIR? (UMUMİ ARZU ÜZERİNE-YENİDEN)

Keçe yapmak için iki yöntem uygulanıyor. Birincisi; geleneksel tepme keçe denilen ıslak keçe, ikincisi ise iğne keçe denilen kuru keçe.

Tepme Keçe yapmak birçoğumuzun "Keçenin Teri" belgeselinden izlediği, ya da ustalardan gördüğü gibi zor ve yorucu değil. Yorucu olan malzeme bulabilmek.. Öncelikle kuzu yünü bulmak gerekiyor. Atılmış, taranmış kuzu yünü. Ülkemizde üretilen kuzu yünü, sanayide yün iplik yapımında kullanıldığı için ancak geleneksel keçe ustalarından sağlanabiliyor. Onlar da ancak kendi gereksinimleri kadar stok bulundurdukları için size satmakta nazlanabilirler. Kuzu yünü bulabilmek için bir başka yol da yün ithalatçılarını bulmanız. Bu da yeterli değil. Çünkü ithalatçılar da sizin gereksiniminize yeterli olan birkaç kilo yünü vermeyebilirler. Hele renkli yün bulmanız daha da zor. Burada da iki yol var ve ikisinde de aynı sorunlar yaşamanız mümkün. Keçecilikle ilgili hobilere yönelik henüz bir sektör oluşmadığı için herhalukarda bu sorunlarla karşılaşacaksınız. Bunu da ancak yaşam pratiğiniz ve ikna yeteneğiniz sayesinde aşabilirsiniz.

Yün bulma konusunu bu kadarıyla dramatize ettikten sonra ne tür bir keçe yapmayı düşündüğünüz konusu gündeme geliyor. Eğer keçe bir kilim yapacaksanız ev ortamında başarı şansınız yok. Öyle ki, geleneksel keçeciler bile -en azından benim tanıdıklarım- o "Keçe'nin Teri"ndeki ustalar gibi insanın içini karartan zor koşullarda keçe yapmıyorlar. Basit bir makineye sarıp teptiriyorlar.

En iyisi keçe yapmaya küçük bir tablo yaparak başlayalım: bu, hem keçe yapmanın ne denli kolay olduğunu gösterecek, hem de kısa bir sürede yarattığınız eserinizle mutlu olacaksınız. Çünkü ben ilk başlarda bunu hissettim. (Burada keçenin çok verimli bir rehabilitasyon malzemesi olduğuna değinmeliyim. Avrupalı ve Amerikalı meslekdaşlarımız keçenin bu özelliğini çoktan keşfetmişler, kreşlerde ve huzurevlerinde kullanıyorlar.)

Konuyu dağıtmadan keçe yapımını sürdürelim. Kısaca; geleneksel keçe ustaları önce renkli yünlerden oluşturdukları motifi bir hasıra sererler, üzerine beyaz yünleri atarlar. Ben önce beyaz yünü bir plastik ambalaj üzerine seriyorum. Sabunlu suyla iyice ıslatıp, plastik yüzeyi kıvırıp, ağzı bana doğru olacak şekilde bir süre yuvarlıyorum. Kısa bir süre diyorum, çünkü işi uzatırsanız yün keçeleşir ve sizin bu keçe zemin üzerine koyacağınız renkli yünlerden oluşturduğunuz motif beyaz yünün üzerine kilitlenmez. Sıra, kısa bir süre yuvarlayarak yaptığınız yarım keçe üzerine, yapmak istediğiniz resmi yerleştirmeye geliyor. Şimdi resim yapma yeteneğinizi göstermenin tam zamanıdır. Beyaz zeminin üzerine renkli yünlerden yaptığınız resmin üzerini bir tül parçası ile kaplayıp tepme işlemini sürdürmelisiniz. Ara sıra keçeyi sardığınız ruloyu açıp içeride ne haller olduğunu teftiş etmeniz gerek. Çünkü acemilik zamanlarında benim çokça başıma geldiği gibi tuhaf bir şekille de karşılaşabilirsiniz. Ama eğer talihinize güveniyorsanız bu suretle her halu karda hiç aklınıza gelmeyen enteresan bir resim de yaratmanız mümkün.

Keçeden yaptığınız şaheseri önce güzelce bir yıkayıp, sabununu akıtıp, belki de buharlı ütü ile düzeltip herkese -ben de çok merak ediyorum- gösterebilirsiniz. Onların tepkilerini duyar gibiyim. Hepsi sizi ayakta alkışlayacaklardır. Çünkü bana öyle yaptılar.

Bu ifşaatlarıma değer vermenizi istiyorum. Çünkü size burada -sular, seller gibi- aktadığım bu tecrübeler bana 2 yılın cumartesi ve pazarı sizler sırça köşklerinizde dinlenirken Konya ve Afyon yollarında keçe ustalarının atölyelerinde vakit geçirmek sonucunda oluştu ve takdir edersiniz ki durum, "Keçe'nin Teri"nden daha da vahimdi.

Birşey anlatamadığımı yüzlerinizdeki karmaşık ifadelerden anlıyorum. Çünkü -kulakları çınlasın, çok şükür ki yaşıyorlar- bana ancak audio-visuel tarzda emek veren keçe ustaları gibi pedagojik yeteneğim olmadığının farkındayım. Üstelik bundan da gurur duyuyorum. Herhalde gelenek bu olmalı. Yani ben keçe ustası mı oldum ne? Demek ki siz en iyisi bir cumartesi saat 11.00'de "Keçe Atölyesi"ne gelin. Bu sayede hem Türkiyedeki ilk ve -muhtemelen tek- keçe atölyesini görmüş, hem de -keçeleştirdiğiniz yün kazaklarınız hariç- ilk şaheserinizi yaratma mutluluğuna erişirsiniz.

İğne keçe ile ilgili olarak çok yorulmayacaksınız. Suya-sabuna da hiç dokunmayacaksınız. Çarşıda-pazarda-maalesef- ithal hazır keçeleri kolayca bulup, aklınıza gelen bir form kesip, bir kumaş bir zemin üzerine herhangi bir düğmeciden aldığınız keçe iğnesi ile bastırarak bu zemine kaynaşmasını sağlamanız gerekiyor.

Giderek tembelleştiğimi hisseder gibiyim. Eski yazdıklarımı düzeltip tekrar yazmak bile bana zül geliyor. Bunun başlıca nedeni; Hacettepe Üniversitesi'nde sona erecek olan ders dönemi ve yaz aylarında açacağım sergilerime hazırlık telaşı. Beni mazur görünüz...

4 yorum:

Levent Veziroglu dedi ki...

Çok heyecan verici bir sanat..Izmirde bu konu ile ilgili kurslar varmi acaba..

ecerce dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

teşekkürn ederim sizin sayenizde ödevimi yaptım

Zeynep Aygündüz dedi ki...

Biz daha ortaokuldayız. Gelneksel el sanatlarında keçe yapacağız. Zor mu?